ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Arşivlerde Çanakkale

« Geri   

• Bir Alman gazetecisinin gözlemlerine göre; Müttefik kuvvetlerin Gelibolu'da Osmanlı kuvvetlerine karsı zor durumda bulundukları, Askerlerin morallerinin bozuk olduğu...
Bir Alman gazetecisinin gözlemlerine göre; Müttefik kuvvetlerin Gelibolu'da Osmanlı kuvvetlerine karsı zor durumda bulundukları, Askerlerin morallerinin bozuk olduğu ve bütün saldırı ve gayretlerine rağmen Türklere karsı herhangi bir basarı elde edemedikleri

Çanakkale'de bulunan bir Alman gazetesi muhbirinden:

Güneş kan kırmızı rengiyle Limni Adası'nın arkasında henüz denize dalmış, bize bir sehrâyîn icrâ edileceğini bildiriyor. Bütün gün tarrakalarıyla ortalığı inleten topçu atesi, yavaş yavaş kesiliyor. Yalnız tek tük atılan mermiler dağlara binlerce aks-i sadâlar husûle getiriyor ve susmak sanından olmayan müteyakkız bir saray köpeği gibi ikide birde yine ortalığı inletiyor.

Şimdi aksam yemeği zamanıdır. Ekmek ve yiyecek yüklü uzun ester kâfileleri, vadilerden çıkarak avcı siperlerine doğru geliyorlar. Çok zaman durmaya gelmez. Artık karanlık basıyor.
Sedîd ve asabî bir topçu atesi, bütün hatlar üzerine tevcîh edilmeye başladı. Bizim Türkler hiç de aldırmıyor ve hiç kimse yerinden bile kımıldamıyor. Fi'l-hakika düşman son haftalar zarfında pek çok gayret sarf etti. Fakat asıl hayret ve takdir edilecek bir şey varsa o da Türk askerinin cesaret ve secâatidir.

İngilizlerin ta‘biyesi müdhis ve akûr bir topçu atesi açmak ve sonra o da muvaffak olurlarsa piyadeleriyle ilerlemekten ibaretdir. düşman geçen gün öğlen vakti, bir cenâhımız üzerine ates açtı ve bütün bataryalardan uğuldayarak çıkan dâneler düştükleri yerlerde derin çukurlar husûle getirdi. Evvelâ koyu siyah ve sonra tekrar beyazlanan ziyâdâr bir buhar çıkıyor. Gelibolu üzerinden, evet bu mazlum ve mağdur Gelibolu üzerinden demet demet uçmaya başlıyor. Yine dâne... lâ-yenkatı‘ dâne... bir ev irtifâ‘ında yükselen yesil duman sütunları, tâ orada yek-diğerine karısıyor.

Pikrit... ve zehir... vızıltılar, tarrakalar devam ediyor. Fâsıla yok. Simdi şarapnel de ise karısdı. Ağır dânelerin çıkardığı mahûf sadâlar arasında, o da tiz ve keskin bir sadâ veriyor.

Aksama kadar, bütün gece ve hatta ertesi gün böylece devam etti. Tâ ilerideki avcı siperlerinde, tüfek kabzasını iyice kavramıs cesur Türk askerleri bulunuyor ve otuz altı saatden beri ağır topçunun akûr atesleri altın da bekliyor. Mevziini terk etmek, kimsenin hatırından bile geçmedi ve bunlar arasında bulunan cesur Erkân-ı Harb Zâbiti Kemal Bey'in de. Bu cesur zâbitde simdi, hariçde Gelibolu'da istirahat-güzîn-i ebediyetdir. Onun biricik ihtiyar vâlidesine kendisinin "Croix de Fer"i götürülse... Otuz bin ağır dâne, böylece üzerimizden geçip gitdi. Muharebenin ortasında hatırıma gelmisdi.

Bir tek dânesi bin mark ederse acaba bu muharebede sarf edilenlerin hepsi kaça mâl oluyor? Ya bu muharebe düsmana telefâtça kaça mâl olmusdur?

Avrupa ve Asya cihetindeki bataryalar askerlerle dolu olan düsman siperlerine karsı atese basladı ve pek güzîde olan topçu efrâdı kumandanlarının takdirine ve esirlerin itiraflarına göre pek mükemmel ve sıhhatle endâht ediyorlar. Düsman, muharebenin ikinci aksamı nihayet atesini bütün hatta tevcîh etdi. Birkaç saniye oldukça mahûf ve mevtâî bir sükût ortalığı kapladı ve bütün sönük bî-fer nazarlar aksam sehâbeleri içine daldı. Orada düsman siperlerinde bir gölge beliriyor... bir tane daha öbür tarafda... bir bölük... bir bölük daha... Demek, düsman taarruz edecek. Bunlar, Fransa'nın boğazlanmak için dısarı yolladığı bu çocuklar, Fransızlardır. Fakat cesur seyler... Mütemâdiyen taarruz tecrübesi yapıyorlar.

Türk siperlerinde hâlâ bir hareket yok... Ses ve sadâ da yok... Aman yâ Rabbi! Siperler bos mu? Hayır! Göğüs siperi üzerinde bir tüfek, yavasça uzanıyor ve onun üstüne esmer bir simâ müteyakkızâne yatıyor. İste bir tane daha!..

Avcı siperi nâgehân canlanır gibi oluyor, istinâd siperlerinden eğilerek ileriye doğru kosusuyorlar. İlâhî sen büyüksün! İste nöbet simdi bizim!.. Fransız hatları yaklasıyor. Muzaffer olacaklarına eminler... Müdhis bir ates tufanıdır, bosandı. Makineli tüfekler buraya, bu ecnebî yurduna niçin geldiklerinden bî-haber olan bu çocukları biçmeye basladı. Mermi isabet etmeyenler geri kaçıyor. Zulmet-i leyl arasında medîd "Allah Allah" sadâları isitiliyor...

Türkler takib ediyor ve onların sevgili silahları süngüleridir. Gece karanlığı, kanla mesbû‘ sahrâyı kapladı. Biz muzafferiz... Bir yaralı, kanlı kolunu ve biraz evvel zavallı bir Fransız bölük kumandanına ait olan tütün dolu bir tabakayı gösteriyor ve düsman gitdi... "Allah büyük" diyerek yavas yavas vadiye, sargı mahalline doğru ilerliyor.

Seddülbahir, Arıburnu ve Anafartalar'da Osmanlı kuvvetlerince alınan esirlerin ifadelerineden, Müttefiklerin morallerinin son derece bozuk olup askerlerin savasmak istemedikleri anlasıldığı

Ertesi gün esirleri getirdiler. Mecrûh üserâ kemâl-i itina ile esterlere bindirilmisdi. Bu askerler, hakikaten rıkkat-bahs bir kâfile teskil ediyordu.

Türkler bütün mecrûhlara bilhassa düsmana mensub olan mecrûhlara ne kadar sefîk ve itinakâr davranıyorlardı. Suret-i umumiyede Türk, esna-yı hücumda vecde geliyor ve korunmayı pek az tanıyor.
Esirlerin hemen ekserîsi uzun ve eski mavi ceketler giymis pek genç efrâddan mürekkebdi. İğtinâm edilen tüfekler ise eski model tek atıslı tüfeklerdi.

Esirler arasında, kendilerine yemek verilmesinden dolayı dûçâr-ı hayret olmus simâlar görüyorum ve nihayet bunlardan biri, bana sordu:

"Ey Efendi! Bizi ne vakit öldürecekler?" "Eh Monsieur! Quand est-ce qu'on nous tue?"
"Hayır! Öldürülmeyeceksiniz." cevabını verdiğim zaman derin bir nefes alarak zâbitlerinin Türklerin üserâyı öldürdüklerini söylediklerini hikâye etdi.
Bunlar içinde, vücudunu sefâhetle yıpratmıs Parisli bir genç çocuk vardı ve bu muhakkak her gece Montmartre'ın üst katında bulunarak ve simdi orada Paris günlerinin müsterileriyle birlikde ber-mu‘tâd tegannî etdikleri vatanperverâne sarkıları söylerdi. "O mort salse bouches, o mort salse bouches, Eh Guillaume, fais tes malles..."

Paris'de iken askerlik sırası buna ve bunun sinninde olanlara gelmisdi. Bu, askerlikden kurtulmanın çaresini pek güzel bildiğinden iki günde bir küçük ve karanlık bir otele tasınır ve polis geldiğinde kendisinin muhafaza edilmesi için otel kapıcılarına bahsisler verirmis. Böylece, gerçi epeyce bir zaman geçirmis. Fakat bir gün yatakdan erken kalkamadığı için yakayı ele vermis. Kendisinin on sekiz yasındaki bütün ehemmiyetiyle genç Parisli bu esef-engîz vak‘ayı, seytanetkârâne tebessüm ederek söylece anlatdı:

"Ce matin là jétais fondu, le soir jétais encore longtemps avec Amelie, vous savez, monsieur et sa fatigue n'est ce pas? Je rentre ce matin et à péine couché la porte s'ouvre et une vache entre et me voilà".

"İşte o sabah pek bî-tâbdım! Çünkü aksam Amelya ile geç vakte kadar birlikde bulunmusduk. Bilirsiniz ki Mösyö, bu insanı pek yorgun düsürür değil mi? Otele ancak sabahleyin avdet edebildim ve henüz uyuduğum esnada idi ki kapı açıldı, içeri bir polis girdi. Sonra, sonra kendimi burada Çanakkale'de buldum."
###
İste bir Fransız vatanperverinin kısa bir tarihçesi!

Diğer bir esir, İngilizlerle Fransızlar arasındaki gerginlikden bahsediyordu. Bunlar oradan ayrılması memnû‘ olan münferid bir ordugâhda bulunuyorlarmıs ve İngilizlerle görüsmelerine müsaade edilmiyormus. Yalnız ara sıra bir Fransız, kendilerinde mebzûlen mevcud reçelden satın almak için zengin İngiliz dostlarının yanına habersizce gidebilmis. Fransız ve İngiliz efrâdının emir ve idarelerinde bir ahenk olmasa gerek. Fransızlar, İngilizlere pek kızıyorlar. Çünkü bunlar Asya cihetindeki Türk bataryalarına en yakın ve topçu atesiyle en ziyade döğülen bir cenâha ta‘biye edilmisler. İhtimal bu, Fransızların Kumkale mevziini ale'l-acele tahliye etdikleri için Hamilton'un Fransızlara bir cezası olsa gerek. İste kendisiyle görüsmekde olduğum diğer bir küçük Fransız. Meğer biz, yek-diğerimizi tanımaksızın birçok zamanlar Paris' de beraber bulunmusuz. Garib his ve tesadüf, simdi düsman olarak karsı karsıya bulunuyoruz. Her ikimizin âsinâlarından olan kapıcı, elli yasında bir ihtiyar olduğu hâlde harbe gitmeye mecbur olmus, ikametgâhımın karsısında kösedeki ekmekçi ölmüs. Tütün ticarethânesindeki memur Kolonial Alayı'yla Çanakkale Muharebesi'ne istirâk ederek bir bacağını kaybetmis. Paris'de talebe iken bu adamla ne kadar siyasî mübâhaseler ederdim. O zaman tam Fas meselesi de çıkmısdı ve hiçbir zaman fikren birlesemezdik. Bütün mübâhasât, su söz ile nihayetlenirdi:

"Alsace-Lorraine est à nous et vous allez nous le rendre, monsieur; croyez-moi monsieur!"

"Alsace-Lorraine bizimdir ve bize iade edeceksiniz mösyö! Bana itimad ediniz, der bir kadeh daha ısmarlardı. Simdi, artık o da yatısmısdır."

Parisli küçük esir:

"Ah Paris! C'est triste maine, tenant ah, c'est triste la guerre! Pourquoi est-ce que nous faisons la guerre, nous Français?..

"Ah Paris! Simdi ne kadar mağmûmdur! diyordu. Saat on oldu mu her taraf karanlık ve onca insanlar ise hep telef oldu. Ah, muharebe pek feci sey! Biz Fransızlar, niçin ve ne maksadla muharebe ediyoruz?"

Cevab verdim:

"Ben sizler için bu isde hiçbir kazanç görmüyorum."
Marsilyalı saklaban bir zenci, anlasılmaz bir lehçe ile Poincaré'ye dair tuhaf hikâyeler nakletmeye baslamısdı. İste bu esnada idi ki mecrûhların naklinden evvel sargılarını muayene için bir Türk doktoru geldi ve hastalara ahvâli sıhhiyelerini sordu. Zenci hemen kalem, kâğıd istedi ve eğer kendilerine bu kadar iyi muamele yapıldığını memleketine yazacak olursa diğerlerinin de iltica edeceğini söyledi.

General Gouraud'nun son muharebelerde en ileri avcı siperlerinde bulunurken sarapnel ile vurulduğu ve geriye nakledilirken de bir kolunun kat‘ edildiği haberi geldi. İste hakkında hürmet gösterilecek ve kendisiyle kemâl-i hâhisle muharebe edilecek bir adam! Dısarıda muharebe yine kızısmaya basladı ve ale'l-husus uzun menzilli Türk topları ise karısdı. İhtimal karanlıkda hamûlelerini bosaltan, cephane nakleden düsman gemilerini mahv ediyorlar ve pekâlâ yapıyorlar. Zaten düsmanın cephanesi yok.

22 Ağustos sene 1331 / 4 Eylül 1915
BOA, HR. MA, 1141/101
Çanakkale Müzesi
 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT