ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Cephede Koşullar (yeni)

« Geri   

    Askerlerin Sosyal İhtiyaçlarının Temini     Bitler
    Cephede Askerin Maneviyatı     Dinlenme ve Eğlence
    Hastalıklar     Sinekler
    Siperde Koşullar     Siperde Koşullar
    Su Sorunu     Yaralı ve Ölüler
    Yiyecek
 

• Hastalıklar

   Paylas

Sağlıksız rejim, sinekler, çürüyen cesetler ve tuvaletler insanı bitkin düşüren dizanteriyle sonuçlanıyordu ki, yarımadaya ayak basıp da dizanteri olmamış insan yok gibiydi. “Dizanteriyi en çok yayan sineklerdir. Bunların en sevdikleri yiyecekler de reçel ve dışkıdır.” Bir sinek genelde yemek yerken dışkısını da yaptığından enfeksiyon kısır bir döngü halinde devam eder. İşte Gelibolu’ya çıkanları etkisine alan hızlı düş kırıklığının en büyük nedeni bu hastalıktı. Binlerce insan tuvalet olarak toprak içinde bir çukurdan yararlanıp, pisliği atacak su ve kağıtları da olmayınca sancıdan sürekli olarak kıvranmışlardır.

Dizanteride, içinde olmayan bir şeyi boşaltmaya çalışırsın, çıkacak katı bir şey kalamamıştır. Tuvalet kağıdı da olmadığından elinle silinmek zorundaydın. Ondan sonra da elini önce otlara, sonra otlar azalınca toprağa ve pantolonuna silerdin. (Deniz Eri Joe Murray)

“Sonunda dizanteriden öylesine bitkin düşersin ki, kolunu kaldıracak gücün kalmaz, bir kedi yavrusu kadar güçsüzsündür. Doktor bana gecede kaç kere tuvalete gittiğimi sorunca, on altı kere demiştim. Koşa koşa tuvalete giderdin ama bir şey de yapmazdın.” Hastalık bir kez başladı mı, askerin fiziki durumunda hızlı bir bozulma görülürdü. “Çoğunlukla açık araziye koşar, tuvalete bile gitmezdin. Başka türlü yapmak elinde değildi. Her yerde pantolonunu indirmek zorundaydın. Genelde kendini çok kötü hissederdin, büyük kilo kaybına uğrardın.” Bu durumdaki askerlerden, askeri bir verimlilik beklenemezdi. “Hiçbir şey yapamazsın. Hele o en kötü durumunda. Bir şey yapmak istemezsin. ‘Umurumda bile değil, artık öleyim daha iyi’ dersin.” Kendini korumanın artık bir anlamı kalmamıştı. “Dizanterili birini görürsen ve oturabiliyorsa talihli sayılırdı; genelde nerede olduğuna aldırış etmeden yatardı, dünya umurunda bile değildi.” Kurbanlar giderek bedenlerine olan tüm hakimiyetlerini kaybederlerdi. “Tuvalete koşup durmak zorundaydın, pantolonunun sırılsıklamdı. Pantolonunun paçalarına kanlar damlardı.” Zamanla tuvaletler dehşet verici bir duruma gelmişti:

Oraya bakarsan miden bulanırdı. İnsanların oraya midelerini ve içlerini boşalttıklarını sanırdın. Korkunç bir şeydi. Orasını kapatıp başka bir çukur kazmak zorunda kalırdın. Çukur fazla derin olmamalıydı, yoksa içine düşerdin. (Er Harold Philling)

Hastalığın son aşamalarındaki insanların bu umutsuzluğun pislik çukurlarından uzaklaşacak ne güçleri ne de istekleri kalırdı. “Sürekli ishal halindeydin çok kötü olduğunda tuvaletin kenarında uyurdun. İnsanların battaniyelerini alıp oraya gittiklerini görürdün” Doktora başvurdukları takdirde onunda yapacak fazla bir şeyi yoktu.

Görünüşte hastaydın, gücün yoktu. Ben de berbat dururumdaydım. Doktora gidip, ‘Beni artık geri göndermelisiniz sanırım’ dedim. ‘Bir iki gün daha kal’ dedi. ‘Çavuşumuz kalmadı. Hiç kimse kalmadı. Subay, astsubay eksikliğimiz var. İki gün daha kal.’ Ben de, ‘Pekala,’ dedim ve ıslak siperime döndüm. (Çavuş Willian Davies)

Sürekli olarak yeniden mikrop kapma durumunda, herhangi bir tedavi olamazdı ve ciddi dizanteriye kapılanlar sonunda ya Gelibolu’dan ayrılmışlar ya da ölmüşlerdir:

Doktora gidip, “Artık gidiyorum.,” dedim. “Peki evladım,” dedi. Onları orada bırakıp kumsala doğru yürüdüm. Düştüm. Artık hiçbir iş yapamazdım. Tüfeğim ve teçhizatımı almıştım. Biri geldi. “Neler oluyor, çavuşum?” dedi. Beni kaldırıp kumsala kadar götürdü. Orada yere yatırdı. Bir daha kendime geldiğimde Fransız hastane gemisi Garçon’daydım. (Çavuş Willian Davies)

Dizanteri, öldürmeden önce insanın onurunun son kırıntılarını da elinden alan gerçekten korkunç bir hastalıktır:

Arkadaşım iki hafta önce güçlü kuvvetli bir insandı. On gün ortalıkta sürünerek dolaştı, pantolonu hep ayaklarına kadar indirilmişti, üstü başı berbattı. Yürüyemiyordu. Bir arkadaş bir koluna, ben öteki koluna girdik. O da ben de pek iyi değilsek de hiç olmazsa onun kadar berbat değildik. Onu öyle tuvalete sürüklemek çok aşağılatıcı bir şey, hele onun kısa bir süre önce nasıl biri olduğunu hatırladığında. Onu tuvaletin kenarına bırakıp üzerine üşüşen sinekleri kovaladık. Çevirmeye, arkasını tuvalete döndürmeye çalışıyorduk. Ne oldu bilmiyorum ama birden bu iki karışlık hendeğe yuvarlandı, başı pisliğe gömüldü. Onu oradan çekip çıkaracak gücümüz yoktu. Onun da kendi başına çıkacak gücü yoktu. Sonra uğraşıp çıkardık ama ölmüştü, kendi boku içinde boğulmuştu. (Deniz eri Joe Murray)

Bu Yazı 9221 kere okunmuştur.


Sayfalar 1 2
 

Resmi Büyütmek için tıklayın...

16. Tümen Kocadere Sargı Yeri

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Yaralıları Taşıyan Ambulans

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Cephe Hastanesinde Ameliyat

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Yaralıları Taşıyan Sedyeciler

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Sıhhiye Çadırları

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Yaralı ve Hastaların Gemilere Taşınması

 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT