ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Ahmed Nedim

Namaz

İngiliz’in vakit vakit gemilerden, siperlerden…
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü.
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden.
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.

Böyle büyük görünen şey küçük bir insandı,
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

Ateşlerin yaladığı bir düzlükten geçerken
Güllelerin cehennemlik yağmurundan kaçarken
Yolun biraz kenarında tek başına bir nefer,
Pervasızca bombalardan, ateşlerden, her şeyden

Kendisine, süngüsünden bir mihrapçık kurmuştu.
Sonra onun karşısında namaza durmuştu.

Ne havada ıslık çalan ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik dahmelerle ölüm saçan gülleler
Ne, semada ifrit gibi, vızıldayan teyyare…
Ne dünyalık bir düşünce, ne bir korku, ne keder.

Onun demir yüreğini oynatmaktan âcizdi,
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz, sessizdi!

Potinleri yanındaydı, onun büyük saygısı
Kunduralı ibadeti görmüyordu muvâfık.
Böyle temiz bir yüreğin bütün işi, kaygısı,
Elbet Hak’kın rızasına olmalıydı mutâbık.

Kuru toprak üzerinde kundurasız kılınan
Bu namazın pek uygun kubbesiydi âsuman.

Bir çam, ona gölgesinden yapmış idi seccade
Sanki tekbir alıyordu, vakit vakit top sesi…
Gözlerin, sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu, o sarsılmaz imanın gölgesi.

Bir Müslüman nasıl olur, bu levhadan anladım
Hürmetle yavaş yavaş sokuldum beş on adım

Başındaki kalabalığın gölgesine gömülen
Süzük gözler dikilmişti o süngüden mihraba
Hak’kın büyük divanına, eli bağlı dururken
Artık o, can kaygısını almıyordu hesaba.

Allah Allah, bu ne yüksek imandır yâ Rabbi
Bir Müslüman, ne büyük bir kahramandır yâ Rabbi!

Kahramandır, çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı.
Dört yanına ateş saçan, türlü türlü afetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı.

Onun, böyle tevekkülü bana pek çok dokundu.
Yüreğimi bir şey ezdi… İki gözüm sulandı.

Ey medeni İngilizler! Daha varsa getirin
İnsanları, küme küme öldürecek şeyleri…
Getirin de şu cenneti cehenneme çevirin.
Bak onlar korkutur mu bir Müslüman neferi?

Bunu hâlâ anlamıyor ne Hamliton ne Gray
Müslüman’ı korkutamaz Allah’ından başka bir şey.


Böyle dalgın, düşünerek geçerken ben yanından
Sağa sola selam verdi, namazını bitirdi.
Sonra, biraz kımıldadı. Ellerini, yaradan
Tanrı’sına dua için gök yüzüne çevirdi.

Şimdi, artık, Allah’ına döküyordu derdini
Gözlerini kapatmıştı, unutmuştu kendini
Tanrı’sına karşı, boynu bükük duran bu nefer
Korku bilmez bir yiğitti… Hürmetlerle eğildim…
Duasına, mutlak “Amin” diyorlardı melekler.
Kendimi pek fazla gördüm, usul usul çekildim!

Ben giderken kulağıma değdi onun sadası:
“Allahümme salli alâ seyyidina…” duası.

Çekilmiştim fakat hâlâ geriye
Bakıyordum ne yapıyor diye.
Ben merakla, böyle durup bakarken
O, doğruldu silkinerek yerinden.

Tanrı’sıyla hesabını bitirdi
Süngüsünü kılıfına geçirdi.
Gidiyordu… Arkasından seslendim
Dönüp baktı, cevap verdi: “Efendim!”
“Uğur ola, acelen ne hemşerim?
Biraz eğlen, gel cigara içelim.”
“Yok efendim, affedersin işim var.
Öyle çok eylenemem vakit dar.”
“Adam sende ne olurmuş, gel biraz,
şuracıkta oturalım…”
“Olamaz sonra belki yetişemem nöbete.
Buradan daha epey sürer şu tepe.
Başka vakit görüşürüz inşallah.”
“Selametle koç yiğit eyvallah.
Fakat bari şu paketi, şu paketi olsun al.”
“Eksik olma, tütün içmem, hoşça kal!”
Bir söz daha: “Neredesin?”
“İleride, Kanlısırt’ın önündeki siperde.”
Böyle deyip şahin gibi süzüldü.

Kanlısırt’ın önlerinde eğlenirmiş bu aslan
Fakat bilmem bu toprağın kansız yeri neresi?
Düşmanlar da şahittir ki, seller gibi çağlayan
Türk kanı ile yoğrulmuştur bütün dağı, deresi.
Adı neydi, nereli idi? Soramadım kendisine,
Fakat onun Türk olduğu lisanından belliydi,
Adı Mehmet, ya Ahmet’miş anlamaya hâcet ne?
Oradaki yiğitlerin hepsi de bir halliydi.

Hepsi dindar, hepsi nazik, hepsi tosun, hepsi mert
Hepsinde de düşman kini bir onulmaz acı dert.

Selam size ey Bursa’nın, Ankara’nın Konya’nın
Vatan için ölümleri şeref bilen avladı!
Emin olun, sizden akan bir damlacık al kanın
Elemiyle bir milletin ruhu kanadı.

Şimdi hâlâ, nerde görsem kalabalık bir asker
Hatırıma gelir hemen namaz kılan o nefer.

Teşrînisânî 1331 (Kasım 1915)

Ahmed Nedim



Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiir 2781 kez okunmuştur.

 Tüm Şiirleri Görmek İçin Tıklayın


Şairin Diğer Şiirleri
    Namaz

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT