ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Gaz Kullanıldı mı?(yeni)

« Geri   

    Gazın Kullanıldığını İdda eden Yazışmalar     Kimyasal Gazın Kullanılmadığı
 

• Kimyasal Gazın Kullanılmadığı

   Paylas


‘’Ölümlerden ölüm beğeninin!’’
Birinci Dünya Savaşında Kimyasal Silahların Kullanılması…


Elbette 19.yy.da top ve tüfek mermilerindeki barutlar ve bombaların içindeki patlayıcılarda kimyasal ürünlerdi ancak bu kimyevi maddeler fiziksel yıkım yapan malzemeler içinde kullanılıyordu.

Fakat 1914 Ağustosunda Saray Bosna’da, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdına yapılan suikastta Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in attığı ilk kurşun Dünya savaşını başlatmıştı ve bu gelişme kimyanın canavarca rolünü de tarihin içine sokacaktı… Artık, son damla bardaktan taşmıştı ve hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı!

Birinci Dünya Savaşında en çok korkulan ve savaşa katılan askerler üzerinde hem maddi hem de manevi olarak en fazla tesiri bırakan silahlar kuşku yok ki kimyasal menşeli olanlardı. (36) Kimyasal Gazların savaş aracı olarak modern biçime (!) kullanılması savaş tekniklerinde açısında da bir çığır açmıştı. İlk defa bir silah birebir şekilde temassız olarak etkili olabiliyordu. Hem de istenilenden fazla bir şekilde. Bu maddi hasarı idi bir de işin psikolojik ve manevi boyutu vardı, bu silahlar savaşmak ve ölmek arasında kalan ve kendini kobay gibi hisseden askerler üzerinde bir korku imparatorluğu kuruyordu… Yanık cilt, körlük aşırı kusma bu yeni silahların en önemli çağrıştırıcılarıydı… (37)

Gavrilo Princip’in attığı serseri mermilerden sonra Ağustos 1914 de başlayan savaş, patlak verdiğinde aslında hiç kimse bu işin bu derece uzun ve çetrefilli geçeceğine ihtimal vermiyordu. Sıradan insanlardan savaşan ülkelerin liderlerine kadar herkes Avrupa ülkelerinin sıkışık ekonomilerinden kaynaklanan bir önsezi ile bu savaşın Almanların, İngilizlerin ya da Fransızların indireceği ani bir darbe ile sona ereceğini düşünüyordu… Hatta Alman Kayzeri II. Wilhelm, sonbahara varmadan askerlerine evin yolunu tutacaklarını dair söz bile vermişti. Ama nihayet böyle olmamıştı. Batı Cephesi denilen mahşerimsi cendere de Avrupa’nın en güçlü orduları ekonomilerinin son sıkımlık barutlarını sahneye koyarak vuruyor - vuruluyordu… Çok zaman geçmedi ki bu askerler çıldırtan bekleyişlerin eşiğinde siperlerine adeta bir kördüğüm ile bağlanmak zorunda kalmışlardı.(38)

Siperlerinde bu kördüğümü kabul etmek istemeyen savaş kurmayları Batı Cephesinde ki bu ölüm kilidini kırmak için pratik taktiklerin yer aldığı yani fikirler öne sürüyorlardı. Örneğin İngilizlerin meşhur 1915 Gelibolu Askeri Harekâtı’nın altında yatan en mühim sebep bu kilidi kırmaktı. Hem Rusya’ya yardım getirmiş olacaklardı hem de Osmanlı’yı yıkıp önlerini açacaklardı.(39)Ancak kâğıt üzerinde İngiliz Kurmaylarına haz ve keyif veren bu planlar Gelibolu da müthiş bir mukavemet ve direniş gösteren Mehmetçiğin göğsünden sekip bir bomba ve panik hüviyetinde İngiliz Kurmaylarının başına düşecekti… Çünkü Batı Cephesinde ki mengene ilk gün ki kuvvetinde tüm askerleri sıkmaya devam ediyordu…

İlk Modern Kimyasal Silah bir Fransız Armağanıdır(!)
1914 yılı tamamlanırken, Alman savaş mühimmatının hammadde kaynakları İngiliz Donanmasının ablukasında sıkışıp kalmıştı. Bu abluka beraberinde Alman Genelkurmayı da çıldırtan bir paniğe yol açmıştı. Çünkü Alman uzmanlar barut ve patlayıcı stoklarının altı aylık bir ömrü kaldığını gördüklerinde dehşete kapılmışlardı. Alman barutunun hammaddelerinden en önemlisi olan güherçile, Şili’den ithal ediliyordu ama artık bu yol İngiliz donanmasının denetimine girmişti. Almanlar bu kanalı açmak için Falkand Adalarını adeta bomba yağmuruna tutarak İngilizlere günlerce saldırdılar ama tüm çabalar boşunaydı. Bu silah krizi öylesine büyük bir boyut kazanmıştı ki dünya savaşı neredeyse cephane sıkıntısından bitecek bir konuma gelmişti. (40)

Tam bu esnada sahneye dev boya tröstü I.G.Farben çıkmıştı. 19.yy.a değin kumaş boyası İndigo, Hindistan’dan gelmekteydi. Kimya Endüstrisinin büyük başarılarından sayılan sentetik boya üretimi yaygınlaşınca bu Alman firması olağanüstü gelişmişti. İşin önemli yanı sentetik indigo üretimi yan ürün olarak 40 ton sıvı klor oluşturuyordu. Peki, klor ne işe yarıyordu da böylesine önemliydi? Çünkü klor, patlayıcı üretiminde çok ihtiyaç duyulan bir madde idi. Ve bu şekilde az bir masrafla bol miktarda temin edilebiliyordu.(41)

Almanlar da kilitlenen bu siper hatlarından rahatsızdırlar ve çıkış yolu arıyorlardı. Bu noktada bazı gazetelerde Fransızların ‘’turpinite’’ adı verdikleri yeni bir kimyasal silah (sıvı patlayıcısı) buldukları hususunda makaleler yayınlanmaya başlamıştı. Bu makalelerde bu sıvı gazın etkisi uzun uzadıya anlatılıp öldürücü etkisinin olduğunu önemle belirtiyorlardı ama açık havada dağılıp gittiğinden ve sadece kapalı mekânlarda işe yaradığından hiç bahsetmiyorlardı.(42)

Fransızların attığı ve göz yaşartan ‘’turpinite’’adlı sıvı patlayıcıların Alman siperlerinde ölümlere neden olması kimyasal silahlar üzerine çalışma yapan Alman Kurmayları tetiklemişti.(43)

Alman kimyagerler turpinite’nin etkisinin korkulduğu gibi olmadığını, Alman askerlerin direk bu gazın etkisinden değil dar ve çukur alanlarda yere çöken karbon monoksit gazından dolayı öldüklerini hummalı bir çalışma sonunda anlamışlardı. Bu madde sadece göz yaşartıcı etkideydi ve kapalı alanlara ve hava dolaşım ve değişiminin az olduğu siperlere düştüğü zaman uzun süre de boğucu etki yapıyorlardı.(44) Biraz ileri de ayrıntılarını göreceğimiz ama tıpkı tamamen taktiksel amaçlarla açılan Gelibolu da olduğu gibi…

1.Dünya Savaşı’nın Kimyasal Silah Devi; Almanlar…
Fransızların bu ilk deneyimleri Alman uzmanları kimyasal silah konusunda daha fazla çalışmak için tetiklemişti. Bu tetiklenme ilk meyvelerini Profesör Walter Nernst önderliğinde vermişti. O 105 mm’lik şarapnel mermisine TNT ile birlikte ‘’dianisidine chlorosulphonate’’ karıştırmıştı. Bu maddenin en önemli işlevi solunum yollarında ciddi tahrişe neden olmasıydı. Hem kimyasal silah kullanılmış oluyordu hem de TNT korunmuş oluyordu. Alman Komuta heyeti bu yeni silahı hemen benimsemişti.27 Ekim 1914 de Neuve Chapelle yakınlarında ki İngiliz birliklerinin üzerine bu mermilerden 3000 adet atılmıştı.(45)Ancak İngiliz askeri birlikleri bir kimyasal tehdit altında bulunduklarının farkında bile değillerdi. Alman istihbaratı Neuve Chapelle da olanlar hakkında bir şey öğrenememesine rağmen Alman kurmaylar bu silahın gücüne inanmışlardı. Önce Fransızların turpinite gelişmesi sonra da kendilerinin

Neuve Chapelle deneyimi ile iyice havaya giren Alman bilimciler gaz savaşına daha da fazla ilgi göstermeye başlamışlardı. (46)

Alman Genel Kurmayı General Staff öncülüğünde, II. Wilhelm’den Berlin de bulunan Elektrokimya Enstitüsünü yeni ve çok daha etkili kimyasal bileşenler yapma konusunda sıkıştırmasını istemişti. Alman bilim adamlarının bu isteklere cevabı gecikmedi. Hem tesir gücü olan hem de patlayıcı taşıyabilen bir gaz mermisi icat etmişlerdi. (47)

15 cm çapında olan ve 3 kg.kadar xylyl bromide ve tesir gücü için biraz patlayıcı (bu maddelerin birbirine karışmaması için kurşundan bir tabaka kullanılmıştı) taşıyan bu mermiler üzerinde iki önemli teknik sorunda çözülmüştü; hususiyetle T şeklinde tasarlanan bu mermilerde bulunan sıvı isabet ve fırlama kapasitesini bozmuyordu.

Özel tasarım sayesinde de mermi içinde ki iki önemli kimyasal bileşenin bir birine karışarak tehlike oluşturması ihtimalide engellenmişti. Ayrıca daha etkili bir sonuç alma adına peş peşe atışlarda yapılabiliyordu. Projenin başında bulunan Profesör von Tappan’dan ve merminin şeklinden esinlenerek bu yeni mermilere Alman Genelkurmayı tarafından ‘’T mermisi’’ ismi verilmişti. (48)

Bu yeni mermilerin ilk denemeleri Doğu Cephesinde Ruslara karşı olmuştu.31 Ocak 1915’te Bolimov da ki Rus hatlarının üzerine tam olarak 18.000 adet T mermisi patlamıştı ama bu saldırı sadece birkaç kişinin kaybından başka bir şey sağlamamıştı. Tam bir fiyaskon yaşanıyordu; Alman Genelkurmayının çok güvendiği T mermileri hiçbir etki yapmamıştı, sebebi ise; Rusya’nın buz gibi havasında xylyl bromide’nin bir türlü buharlaşamamasıydı… (49)

Alman Kimyasal Savaş Sanayinin Baş Aktörü; Fritz Haber
Almanlar bu defa da Yahudi asıllı bilim adamı Fritz Haber’e (50) yönelmişlerdi… Kimyasal maddelerin savaş aracı olarak kullanılması konusunda bşr hayli birikime sahip olan bu ünlü bilim adamı havadaki azotu amonyağa dönüştürmeyi başarmıştı. Amonyaktan birçok kimyasal madde türetilebilirdi ama asıl yararı yapay gübre yapımında ortaya çıkmıştı. (Bu arada çeşitli patlayıcıların da çıkış maddesidir.) Böylece ambargo yüzünden boya ve gübre fabrikaları patlayıcı ve zehirli kimyasallar üretmeye başlamıştı. (51)

Haber, asistanı olduğu von Tappan’ ın öncülüğünde üretilen ve Bolimov da kullanılarak aşırı soğuklar yüzünden hayal kırıklığı yaratan T mermilerinin savaşta kullanılmasını, etkili olmayacaklarını düşündüğü için onaylamıyordu. O’nun önerisi hem daha çok gaz fırlatma konusunda işine yarayacak hem de Hague Deklarasyonunu ihlal etmeyecek büyük ve daha etkili ticari gaz silindirleri kullanmaktı. Kimyasal olarak seçimi ise chlorine’den yanaydı, çünkü tecrübelerine göre bu bileşen savaş alanlarında ki kullanım için çok uygundu. Hem uçucu hem bol hem de tahriş gücü çok yüksekti. (52)

Haber’e ait olan ticari gaz silindirleri projesi, Alman Genel Kurmay Başkanı Falkenhayn ve General Staff’ dan tam not almıştı. Alman kimyasal silah sanayinin lokomotifi olan Haber, artık Prusya Savaş Bakanlığı Kimyasal Savaş Bölümü Başkanıydı… Son silah Ypres de Alman Ordularının karşısında bulunan Fransız Ordusunun üzerinde denenmek için Alman Askeri Heyetinden gereken onayı almıştı.(53)Elbette Alman kamuoyunda bu çalışmalara karşı çıkanlar, bilimin savaş ile kirletilmemesi gerektiğini söyleyenlerde olmuştu ancak cephane sıkıntısı herkesi pes ettirmişti.(54)

Kimyasal Savaş için seçilen bölge Dunkirk kanalından 50 km. uzaklıkta ki Ypres kasabası çevresinde ki Fransız siperleriydi. Uygun rüzgârın başladığı 22 Nisan 1915 günü saat 17.00 sularında 5 km. uzunluğunda ki Alman siperlerine yerleştirilen 6 bin gaz tüpünün içinde ki 180 bin kg. klor gazı salıverilmişti. Karşı siperlerde bulunan Belçika, Kanada ve Cezayir tümenlerinde ki askerler, her şeyden habersiz akşam yemeğine hazırlanırken, Alman siperlerinden yavaşça yükselen sarı ve yeşilimsi buluta benzeyen kütlenin üzerlerine doğru geldiğini gördüklerinde ilkin şaşırmışlardı ancak bu gaz kütlesi karşı siperlerin en kuytu yerlerine bile sızdığında Fransa askerlerinde şiddetli öksürükler ve nefes daralmaları başlamıştı.. Solunum yapamayan askerler arasında müthiş bir panik başlamıştı. Herhangi bir gaz saldırısına karşı, bilgiden ve teçhizattan yoksun olan birlikler tek kelime ile darmadağın olmuşlardı. Almanları ateş altına almaya çalışan Fransız silahları teker teker susmaya başlamıştı.(55)

“Yüzbaşı Pollard, klor gazı ile ilk kez karşılaşıyordu. ‘’Bu yeni ve şeytani bir savaş makinesidir. Korkunç gecenin karanlığında doğaüstü bir olayın dehşetine kapılan cesur askerler gaz bulutu içinde körler gibi koşuşturmaya başlamışlardı. Yüzlercesi tıkanarak can çekişiyor ve yıkıldıkları yerde bulantı ve sarsıntılarla kıvranıyorlardı. Fek çoğu öldü. Tüm hava keskin bir kokuyla doluydu” diye hatıralarına not düşmüştü. ‘’(56)

Bu kimyasal saldırı sonrasında Alman güçleri karşı tarafta 4 millik bir gedik açmışlardı. Ancak bu avantajı kullanamamışlardı. Rüzgârın yavaşlaması Almanların gaz kullanımını durdurmuştu. Mayıs 1915 de Almanlar bu denemeyi tam dört kez tekrarlamışlardı.(57)

Söz gelimi batı cephesinde ki cinnetimsi düğümü çözme adına, kimyasal gazlar kanalıyla savaş alanları kimya laboratuarına askerlerde kobaylara dönmüştü. Almanlar 1915 yılının Aralık ayında da aynı cephede Phosgene (58) gazı da kullanmışlardı. (59)

Karşı tarafı çökertmek için bunu da yeterli görmeyen Almanlar, 12 Temmuz 1917 de Ypres cephesinde yeni bir kimyasal madde olan Hardal Gazını (60) kullanmışlardı.(61) Ypres Cephesinde Almanların Hardal Gazı sonrasında zehirlenenlerin sayısı 14. bin kişiyi bulmuştu.(62) Aslında kimyasal gazlar 1915 tarihinde bu cephede kullanılmadan önce esir alınan Alman askerler böyle bir saldırının olacağı konusunda İtilaf Devletleri askerlerini uyarsa da bu uyarıları dikkate alınmamıştı.(63)..

Savaş manzaraları sonrasında kimya laboratuarlarında üretilen kimyasal silahlar 1. Dünya Savaşı sona erdiğinde onlarca ülkeden doğrudan binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olmuştur. Ayrıca, doğu cephesinde kimyasal gazların neden olduğu ölümler tam bilinmediğinden söylenen rakamların eksik olduğunu belirtmekte de yarar vardır. Savaş boyunca bu gazlar toplamda 129.000 ton üretilmişti. Bu sıralama da Almanlar:68.000 tonla birinci, Fransızlar;36.000 tonla ikinci, İngilizler ise 25.000 tonla üçüncü sırada yer almışlardı. (64)

Kimyasal Silahlarla ilk ciddi tanışma olarak kabul edilen Ypres Cephesinde ki Alman saldırısı olduğu zaman, kimyasal silahlar konusunda alınan önlemlerde son derece ilkeldi. Örneğin İngiliz kamuoyunda bu saldırıların tehlike boyutu tahmin edildiği anda çar çabuk 100.000 adet pamuklu bez üretilmiş ve saldırılardan korunma adına askerlere bunları sodaya veya sidiğe batırmaları tavsiye edilmişti. Zamanla gaz maskeleri modern hale gelecekti… Bu konu da en ileri teknolojiye sahip olanlar savaş boyunca en çok gaz üretimi yapan müttefikimiz Almanlar olmuştu. İngilizler veya Fransızlar savaş boyunca asla onların kimyasal gaz teknolojisine ve savunma sistemine sahip olamamışlardır! (65)

Bunun yanında; Prof. Dr. F. Haber’in I.Dünya Savaşı sonrasındaki yazgısı ibret vericidir… Savaşın hemen akabinde en yüksek savaş madalyası ile onurlandırılan Alman Kimya Endüstrisinin önde gelen bilgini 1933 de Almanya’da iktidarı eline alan A.Hitlerin gazabından kurtulamamıştı. Savaşın Almanya açısından bilim cephesinde tescilli kahramanlarından olan Haber, Yahudi kökenli olmasının verdiği korku ile İngiltere’ye kaçmıştı. Bura dada barınamayan Haber, büyük bir hayal kırıklığı içerisinde 1934’de İsviçre’de adeta kederden ölmüştü…(66)

Bu Yazı 62589 kere okunmuştur.


Sayfalar  1 23 4 5 6 7 8 9 10
 

 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT