ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Cephede Koşullar (yeni)

« Geri   

    Askerlerin Sosyal İhtiyaçlarının Temini     Bitler
    Cephede Askerin Maneviyatı     Dinlenme ve Eğlence
    Hastalıklar     Sinekler
    Siperde Koşullar     Siperde Koşullar
    Su Sorunu     Yaralı ve Ölüler
    Yiyecek
 

• Siperde Koşullar

   Paylas

Gelibolu’ya yeni gelenlerden çoğu ilk kez ateş altına giriyorlardı ve kahramanca hayalleri varsa da, çoğu sadece korkularını bastırmak istiyorlardı:

Ateşe başladıklarında ödüm patladı. Şarapnel dolu gibi yağıyordu. Hemen cepheye gitmemiz gerekiyordu ve orada kurşunlar gerçekten uçuşmaya başladı. Korkmadığını söyleyen yalancıdır! George Washington başının üstünde uçuşan kurşun vızıltısından hoşlandığını söylemişti ama o benim savaşımda değildi! (Deniz eri Joe Murray)

Giderek alışmaya başlamışlardı: “Yuvarlanan bir taşın ivme kazanması gibi insan ilk hafta boyunca cesaret kazanıyor; ondan sonra insanın cesareti yine yavaş yavaş kaybolup gidiyor”

Askerlerin girdikleri siper yaşamının günlük alışkanlığı, ani ölümle kesilen sıkıcı ve pis bir tekdüzelikti. İnsanlar siperin kenarında açabildikleri çukurlarda ya da daha çok siperin dibinde uyuyorlardı:

Ateş hattında insanların yatacak o kadar az yerleri var ki, ateş ederken çıktığımız basamakta uyuyor çoğu. Bazıları da yere boylu boyunca uzanıp nöbetçi subayın tekmelerine razı oluyor. Uyuyanlar hiç uyanmıyorlar. Gerçekten yorgun bir insanın pek seyrek olarak uyanabildiğini tahmin ediyorum. (üsteğmen George Hughes)

Sabahları bütün tabur Türk saldırısına karşı koymak için ayağa kalkardı. Bu genelde şafak saatinde yer almasına karşın değişik şekilde uygulanan bir hazırlık dönemiydi:

Herkes şafaktan bir saat önce ateş basamağında yerini almış olmalıdır. Bu, insanın canlılığı en alçak düzeyde olduğu için bütün orduların birbirlerine saldırdığı söylenen saattir. Karanlıkta, siperin benim olan kesiminde bir saat yukarı aşağı yürüdükten sonra canlılığım genelde gerçekten en alt düzeyde olurdu.

Türkler’i gözetlemek için yirmi dört saatlik bir nöbet tutuluyordu. Keskin nişancı kurşununu kafasına yeme tehlikesi karşısında, gündüz nöbetçilerinin siperin kenarından bakmaları çok tehlikeliydi. Mümkün olan yerlerde periskop kullanmak bir çözümdü ama böyle basit bir araç bile garanti değildi:

İlk sipere varmıştık ve bizimkilerden birine ne işe yaradığını bilmediği bir periskobu taşıma görevi verilmişti. Ona siperin dışında olanları görmek için kullanıldığını anlattık. O da periskobu dikip baktı. “Deniz görüyorum,” dedi. “Aferin!” dedik. “Büyük bir gemi görüyorum…” “Aptal herif, ters tarafa bakıyorsun,” dedik. (onbaşı Arthur Hemsley)

Sıradan bir nöbetçi periskopla bile olsa ancak birkaç dakika bakardı. Geceleri bile Türk keskin nişancılarına ve zaman zaman ateş eden makineli tüfeklere karşı dikkatli olmak zorundaydı:

Bir gece siperin dibinde oturdum, ama ay ışığında tüfeğim ve süngüm parlıyordu. Tüfeğin parıltısını ve birinin gözcülük yaptığını görünce içim rahat etti. Başını dışarı uzatmıştı. Başını dışarı fazla çıkarmamaya dikkat etmek gerekiyordu. Başını çıkarmanın da bir yolu vardı. Şöyle bir bakıp kafanı çekmezdin dikkat çekmemek için ağır ağır kaldırır ve ağır ağır indirirdin. (Er George Peake)

Daha yaşı ve deneyimle bir asker çoğunlukla arkadaşlarına güvence vermeye çalışırdı:

Bazıları epey heyecanlıydı. Güven duymak için senin uyanık olmanı isterlerdi. Bir iki delikanlı tellere bakardı. Sonra birden gözleri sulanırdı ve birinin gelmekte olduğuna yemin ederler, “Dur!” diye bağırırlardı, ama orada kimse olmazdı. Ondan sonra gelen olup olmadığını anlamak için bir işaret fişeği atardın. Ben herhangi bir tehlike hissetmiş değilim, vurulursan bu sadece senin talihsizliğindi. (Onbaşı Alexander Burnett)

Teğmenin rolü nöbetçilerin tetikte olup olmadıklarını anlamak için ön hatları dolaşmaktı. Ama öğütleri her zaman dinlenmezdi. “Karanlıkta subay geldiğinde siperden dışarı bakman gerektiğini söylerdi. Ama bence bu budalalık olurdu. Tabii, o konuşurken dönüp ön tarafına bakardık ama o gidince hemen kafanı indirirdin. Çünkü hem önünü göremezdin, hem de ateş ediliyorsa isabet alma olasılığın vardı.” Uyuyan askerlerle dolu siperlerde dolaşmak da subaylar için kolay bir iş değildi. Uyuyan bir nöbetçi buldukları takdirde bunun sonucunun ne olacağını çok iyi bilirlerdi:

Bir subay olarak nöbette uyuduğun için savaş divanına verilmenin ciddi bir konu olduğunu bilirdim. Eğer subaysan ve uyurken bulduğun birini rapor etmemişsen, o da çok ciddi bir konuydu. O yüzden biz dolaşırken uyuduğunu sandığımız kimselerin bacaklarını tekmeler, on beş yirmi metre kadar yürür, sonra dönüp kendisiyle konuşurduk. O zaman uyanmış olurdu! (Teğmen George Horridge)

Bu Yazı 14808 kere okunmuştur.


Sayfalar 1 2 3
 

 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT