ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 

   
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Cephede Koşullar (yeni)

« Geri   

    Askerlerin Sosyal İhtiyaçlarının Temini     Bitler
    Cephede Askerin Maneviyatı     Dinlenme ve Eğlence
    Hastalıklar     Sinekler
    Siperde Koşullar     Siperde Koşullar
    Su Sorunu     Yaralı ve Ölüler
    Yiyecek
 

• Dinlenme ve Eğlence

   Paylas

Dinlenme kamplarında bulunan dönemler askerler için her zaman dinlenme saati değildi.

Çalışmanın sonu yoktu. Tümenimiz öyle işe koşuluyordu ki, sonunda ‘Gelibolu’nun Beyaz Köleleri’ diye anılmaya başlamıştık. Aşırı çalışmaktan sinirler iyice geriliyordu. İş için ayrıldıklarında gruplar subayların önüne bile yüksek sesle şu şarkıyı söylerlerdi:

Çalış, çalış, çalış
Eşek gibi durmadan çalış
Sabah çalış ve sonra
Akşama kadar yine çalış.

Ve ardından küfürler mırıldanılır, homurtular yükselirdi. Hoşgörülü bölük komutanımız bu tür gösterileri hep duymazdan gelirdi.
(Deniz eri Thomas Macmillan)

Cephede ve cephe gerisinde süren bunca faaliyetten sonra dinlenmeye pek az zaman kalıyordu ve en basit eğlence yolu da oturup konuşmaktı. “Doc’la kimi akşamlar küçük küçük yarışmalar yapardık. Biri
diğerine, ‘Bildiğin bütün halıları tarih et,’ derdi. Ya da çarşafboyları ve fiyatları konusunda yarışırdık. Ama bu konuşmalar genelde daha sonra gelecek trajedinin ilk perdesiydi: ‘Bu gece yemeğe ne var ve sonra hangi oyuna giderdin –eğer Londra’da olsaydın?” Bu koşullar altında bile mizah duygusu büyük değer taşırdı:

Pincher’ın verecek gerçek bir haberi olmadığı zamanlar bile hep eğlendiriciydi. Yüksek sesle, “Haberleri duydunuz mu?” diye sorardı. Biz de hep bir ağızdan “Hayır. Bu sabah ne haberler var bakalım?” derdik. “ Sık sık söylediği şeylerden biri, ‘İsviçre Donanması denize açılmış,’ olurdu. Pincher’ın komiklik yapmadığı sabahın günü kötü geçerdi doğrusu. (Deniz eri Thomas Macmillan)

Eğlendirici olaylar sağladıkları rahatlama nedeniyle herkes tarafından değerli görülürdü. Böylece bir subay grubu Türkleri kolaylıkla alt edebileceklerini fark etmişlerdi: “Bugün bir fare öldürdük. Stavely beş kurşunda işini bitirdi. Çok heyecanlandık

Sansürü bir subay ya da rahip yapardı ve bu epey sıkıcı bir işse de, kimi zaman beklenmedik neşeli anları da olurdu. “Yine sansürlü mektuplar, bir iki kereden sonrası insanı gerçekten sıkıyor. Bir kere sayfa sayfa yiyecek ve paket konularını okuyorsun! Biri iki sayfa konserve yiyeceklerden söz ettikten sonra burasının insana ince hislerini unutturduğunu yazmış.” Bazıları sansürcünün gözünü bile unutuyorlardı. “Bir başka namussuz da şöyle yazmış : ‘Sağlığım çok iyi olduğundan korkarım memlekete yakında dönemeyeceğim.’ “ Başkaları ise bunu bir mazeret olarak kullanmaktaydılar: “Bir adam çok kısa yazmıştı. ‘ Sevgili Teyzeciğim, bu savaş b…. daha fazla yazmayacağım, sansürcü izin vermez. Seni seven yeğenin Jack.’” Mektuplar genelde bir formüle uyularak yazılırdı: “ Adam sevgilisine mektuplarına hep ‘Burada her şey her zaman ki gibi sıkıcı’ diye başlardı. Ve ben de bu satırı her seferinde çizerdim.”

Dindar olanlar için ölümün böyle yakın olması bir tür dini ayin yapılmasını önemli kılıyordu. İngiltere Klisesi’nden rahip Harold Thomas 1/3. East Anglican Sahra Sağlık Taburu’nda sedyeci olarak orduya katılmıştı. Bir rahip hastalık nedeniyle memlekete gönderildiğinde şunları yazıyordu:

Metodistler bir ayin yapmak istediler ve isteyen herkesin gelmesi için çağrı çıkardılar. Ben çukurumu paylaştığım iki din adamıyla gittim. Ayin kum tepeleri arasında bir çukurda yapıldı. ‘ Ayin araçları’ yarım saat önce bir tütün kutusunun kapağı olan bir tepsi üzerindeki peksimet parçaları, şarap da içine biraz limon tuzu atılmış suydu. Limon tuzunun nedenini anlamadım ama sonra adi sudan farklı olmasının amaçlandığını düşündüm. Bundan daha iyi bir şey bulunamazdı zaten. Akşamüzeri birkaçımız bir araya gelip bir iki dua kitabının yardımıyla iyi bilinen ilahilerden okuduk. İnanan birkaçımızın Tanrı’ya ihtiyacı vardı ve biçimsellik bizler için önemli değildi. Hz. İsa’yla bir olacağımızı biliyorduk ve ‘bir ikimizin toplandığı yerde O’nun aramızda olduğuna’ inanıyorduk. ( Er Harold Thomas)

Bir süre sonra Thomas ve bir başka asker-din adamı arkadaşı ayin yapmak için gerekli şeyleri topladılar ama düşman toplarının menzilinde ayin yapan rahiplerin karşılaştığı sorunlardan kurtulamadılar.

Pek çok kurşunun saplandığı Kolordu gönderinin yanındaki açıklıktaydık. Sunağımız boş kutulardan yapılmıştı ve cemaat yerde diz çökmüştü… Cemaati çağırma yöntemimiz herhalde Sandwich Adaları’ndaki bir misyonerinkinden farksızdı. Aşçıdan boş bir mermi kovanı olan gongu aldık ve buna uzun kaşıkla vurduk. Yeterli sayıda insan toplayıncaya bunları dörder beşer kişilik gruplara ayırdık ki, her gruba verdiğimiz yırtık kutsal kitapları birlikte okuyabilsinler. İlahilerin birinci satırı iyi çıkıyordu ama hemen sonrasında en olgunluk çağındaki primadonnaların bile erişemeyecekleri notalara yükseldiğimizi fark ediyorduk. Ve vaaz hemen hemen her zaman bir talihsizliğe uğrardı. Konuşmaya başlar başlamaz üzerimizden mermiler uçar ve deniz kıyısındaki kumluğa gömülürlerdi ve cemaatin yarısı yerden fıskiye gibi fışkıran sarı ya da siyah duman sütununu görmek için arkaya dönerdi. Bu kötüydü ama daha kötüsü de ardından gelmekte gecikmezdi… Ve eski günlerde kilisede yaşlı bir kadın öksürdüğü için rahatsız olan rahipler olduğunu duymuştuk… Gelibolu’da gürültü nedeniyle konuşmaktan vazgeçmek kendini ebedi sessizliğe mahkum etmek olurdu. (Er Harold Thomas)

Sıradan askerlerin hayal güçleri daha çok tütün bağımlılığının etkisi altındaydı. Sigara içenler içebilirlerdi –ama ancak bulabilirlerse. Tütün yoksa başka çareler aranırdı. “Tütün tiryakileri kurutulmuş çay yaprakları gibi şeyler içerlerdi, kağıtları gayet kaba olurdu, içine çekince balık ignesi gibi gelirdi.” Askerin çoğu pipo içiyordu: “Annem bana şahane bir armağan gönderdi. Küçük bir köy dükkanına gitmiş ve bir sterlinlik kara tütün almış. Tütün tenekesinin içine altı tane toprak pipo yerleştirmişti. İzmarit toplayıp içebildiğimiz için bunlar çok işime yaradı.”

Bu Yazı 7154 kere okunmuştur.


Sayfalar 1 2
 

 
 

Sitede yayınlanan her tür yazı haber, resim, doküman ve videolarınn izinsiz kullanılması yasaktır.